Çarşamba, 22 Şub 2012
 
 

Arama

En Son Yorumlar

Kardeş Siteler

Yavuz Ağıralioğlu
Tacettin Dergahı
Haber Hilal
Kırk Ambar
Birlik Sağlık-Sen
Birlik Eğitim-Sen
boş
Diğer Kardeş Siteler İçin Tıklayın

Anketler

Muhteşem Yüzyıl dizisi için ne düşünüyorsunuz?
 

Siyaset
''Muhsin Başkan'ı Anarken''... PDF Yazdır E-posta
Yazar Murat ALBAYRAK   
Çarşamba, 08 Haziran 2011 09:59

''Muhsin Başkan'ı Anarken''...

Sağ siyasi partilerin tamamının her seçim döneminde bazen tatsız talepleri ile yüzyüze geldikleri “tarikat gerçeği”ni ülkemizin sol siyaset çevrelerinin de “sosyal bir olgu” olarak fark etmesi gerek


‘Muhsin Başkan’ı Anarken…

- Siyaset * Tarikat * Cemaat İlişkisi -

Zaman ne kadar da hızlı akıyor… Türk tarihinde Satuk Buğra Han örneği bir sembol isim olacağını öngördüğüm (1) Muhsin Yazıcıoğlu’nun 25 Mart 2009 günü meydana gelen ve hergün bir başka iddia ile karartılan bir helikopter kazası ile şehadeti üzerinden tam iki yıl geçti. Muhsin Başkan’ı Kocatepe Camii’nde kıldığımız muhteşem cenaze namazı sonrasında ebedi istirahatgâhı olan Taceddin Dergâhı haziresindeki kabrine emanet ettiğimiz gün şahidi olduğumuz sahneler hâlâ gözümün önünden gitmiyor. O gün sadece bir siyasi figürü değil, bir gençlik önderini; bir dâvâ adamını, kendi neslimizin yıldız bir ismini ebediyete uğurlamıştık.

O günden bu yana geçen sürede, sık sık ‘Muhsin Başkanımız’ı hatırladık; ülkemizin mâkus talihini yenmeye aday insanlardan en önemli birisinin hiç beklenmeyen bir veda ile aramızdan ayrılması, yüreğimizin derinlerinde bir yerimizi hep ağrıtıp durdu. Bu ağrının yatışmadığını -aradan geçen iki yıla rağmen- hâlâ hissedenler hiç de azımsanamayacak kadar çoktur bizim çilekeş kuşağımızın insanları arasında…

Helikopterinin düşmesi sonrasındaki duygu yüklü ortamın beslediği yürek burkuntusunun -takdir-i ilahîye teslim ile- nisbeten hafiflediği şu günlerde, Muhsin Yazıcıoğlu’nun siyasi misyonuna dair, Türkiye’de sağ siyaset ikliminin şekillenmesinde tarikat-cemaat bağlantılarının etkisi hakkında yazılması gereken bazı önemli tanıklıklarım var ki –tam da önemli bir seçim öncesinde- kayda geçirilmesinin yararlı olduğuna inanıyorum.

“Fetih Partisi” ismi ‘radikal’ imiş !

Muhsin Yazıcıoğlu, mensubu olduğunu her zaman iftiharla belirttiği “ülkücü hareket”in siyasi alandaki ana gövdesi olan MHP’den ayrılarak “Milli Mutabakat Çağrısı” isimli deklarasyonun yayınlanması sonrası Anadolu’yu gezerek yeni bir “parti” örgütlenmesi için çeşitli kanaat önderleri ile temaslarda bulunmuş ve sonuçta “Türk-İslam Ülküsü” odaklı yeni bir siyasi parti olarak örgütlenmek için düğmeye basılmıştı. “Parti”nin kuruluş toplantıları sırasında partiye “Fetih Partisi” adı verilmesi ağırlık kazanmıştı. (2) Sonradan öğrenildiğine göre MHP ile yol ayrımını duyuran “Milli Mutabakat Çağrısı” beyannamesinin kaleme alınmasında payı olan bir akademik isim, “Fetih” kelimesinin özellikle Batılı çevreleri irrite edecek bir arkaplanı olduğuna işaret ederek bu isme karşı çıkmış ve ‘Muhsin Yazıcıoğlu Hareketi’nin siyasi organizasyonu “Büyük Birlik” olarak adlandırılmıştı.

Oysa “fetih” kelimesini sadece “askeri bir zapt etme, istila” olarak takdim etmek bir akademisyen için asla kabul edilemeyecek bir dar bakış açısını yansıtıyordu. Çünkü, “fetih” kelimesinin kökü “açmak” fiilinden geliyordu ve Allah’ın Esma-i Hüsnasından “el-Fettah” isminin işaret ettiği gibi maddi bir zaptedişten ziyade manevi bir gönül alma anlamını içermekteydi. Dilimizdeki “gönüller fethetme” terkibi zaten kelimenin bu manevi anlamını çok iyi yansıtan bir deyim olarak günlük dile kadar nüfuz etmişti ve halka verilecek mesajların İslami içeriğinin doldurulması için büyük bir kapı açma potansiyelini taşıyordu. Diğer yandan fetih kelimesinin otomatik olarak çağrıştırdığı “Fatih” kelimesi de Türk tarihi açısından benzeri olamayacak bir sembolizmin kod adı olarak toplum önündeki çalışmaları kolaylaştıracak bir anahtar olacaktı.

Sonuçta olacak olan oldu ve “Büyük Birlik Partisi” olarak ismi tescil edilip Allah’a işaret eden “hilâl” içerisinde Rasulullah (s.a.v.)’i remzeden “gül” sembolü ile ‘Muhsin Yazıcıoğlu’nun Partisi’ siyaset tarihimizdeki yerini aldı. Bugüne kadar aradan geçen yeteri kadar uzun sürede, bu parti ile ne başlangıçta hedeflenen Birlik’in büyüğünü realize etmek mümkün oldu ne de İslami kesimin değişik organizasyonları arasında bir birlikteliğe çatı olunabildi. “Fetih” ismine karşı çıkan değerli akademisyen; bugün hangi sularda yüzmektedir bilinmez ama, “Büyük Birlik” seçimlerde hep “diğerleri kategorisi”nden çıkamadı. (3)

Oysa Yola Çıkılırken Kimler Neler Vaad Etmişti?

Aslında “Büyük Birlik” kuruluşu öncesinde Muhsin Yazıcıoğlu’nun temas ettiği İslami kesimin irili—ufaklı tüm odakları kendisine sempatilerini iletmiş ve çoğunlukla ima ile de olsa destek vaadlerini dile getirmişlerdi. (4) Sadece o temasa tanıklık eden bir dostumun anlatımı ile şimdi çok ünlenen -ve o derecede de güçlenen- bir cemaatin zirve ismi ile temasları çok ilginçti. Bugün okyanuslar ötesinde dahi ciddiye alınan bir güce ulaşan cemaat önderi (5) Muhsin Yazıcıoğlu’nu huzura kabul ederken yanına ilginç kişileri alarak karşılamış ve şöyle söylemişti: “Biz hiç sizin camianıza uzak olmadık. İşte bu arkadaşımızın ağabeyi MHP İzmir il başkanlığı yapmıştır; şu diğer yanımdaki kolej müdürümüz olan “pehlivan kaptan-ı deryâ” ise Ülkü Ocaklarından yetişmiştir”.Yanındaki insanlardan nakledildiğine göre bahse konu olan cemaat önderi bu sözleri ile Muhsin Yazıcıoğlu’nu siyasi bir oluşum başlatması konusunda cesaret verici sözler ile MHP’den ayrılma konusunda teşvik etmişti; ya da -en azından- kendisini ziyaret edenlerde oluşan izlenim bu idi. Muhsin Yazıcıoğlu’nun başlatacağı siyasi hareketin İslamî camiada bir ‘Büyük Birlik’ çatısı olacağına en çok ikna edenin bu cemaat önderi ile yaptığı temas olduğu söylenir. (6)

Siyaset-Tarikat İlişkisindeki İkiyüzlülük

Bütün bunlar ülkemizde sağ siyaset ortamındaki ilişkilere vakıf birisi için yeni sayılamayacak bilgilerdir. Muhsin Yazıcıoğlu’nun siyasi hareketini şekillendirme safhasında partisinin idari organlarına bazı İslami grupları temsil eden isimleri de aldığı ve bunlardan bazılarının parti yönetim kademelerinin üst sıralarında görevlendirildiği de bilinir. Fakat bütün bu yakın temas ve sempati izharının seçim sandıklarına yansımasının nasıl olduğunu anlamak için Büyük Birlik hareketinin aldığı seçim sonuçlarına bakmak yeterlidir. Hemen her zaman Muhsin Yazıcıoğlu’nu takdir eden, teşvik eden, yüzünden-arkasından hep öven İslami grup-cemaat liderleri-önderleri iş sandıkta oyları ile Muhsin Başkan’ın partisine destek vermeye gelince -net olarak söylemek gerekir ki- hep yan çizmişlerdir. Bunda bu grupların daima güçlüden yana olmak; yakın–uzak çıkarları kollamak gibi pragmatik bir tavrı adet haline getirmek gibi bir alışkanlık kesbetmiş olmaları etken olmaktadır. İlk başlarda İslamî kişiliklere yakıştıramadığı bu ikiyüzlülük karşısında son derece üzüldüğü -ve hatta bazen kızdığı- bilinen Muhsin Yazıcıoğlu’nun zamanla olaya bir ‘âhir zaman hastalığı’ olarak umarsız bir bilge gibi bakarken; “biz zaferle değil seferle görevliyiz” noktasına geldiği bilinir.

Muhsin Yazıcıoğlu ve Tasavvuf Büyükleri

Muhsin Yazıcıoğlu’na yakın olan herkes bilir ki Muhsin Başkan’ın dinî cemaat ve tarikatlar ile temas ve ilişkisi sadece o cemaat ile sınırlı değildi. Ülkemizde yaşayan hemen hiçbir tasavvuf önderi ve irili-ufaklı hiçbir İslami oluşum yoktur ki bir vesile ile olsun Muhsin Yazıcıoğlu ile yüzyüze gelmiş olmasın… Ömrünün son yıllarında İskenderpaşa geleneğini yeni ufuklara taşıyan Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan ile aralarındaki -kalite düzeyi her anlamda yüksek- işbirliği dönemi hemen herkesin tanık olduğu bir dönemdir. (Yazımızın yanıbaşını süsleyen resimde Coşan ve Yazıcıoğlu Avustralya’da birlikte oldukları bir programda aynı karede yer almaktadır.) Vefatı sonrasında Cübbeli Ahmed Hoca diye bilinen Ahmed Mahmud Ünlü de Muhsin Yazıcıoğlu’nun ‘İsmailağa Cemaati’ olarak bilinen tarikat çevresinin manevi önderi ile müteaddit defalar kendisinin de olduğu ortamlarda görüştüğünü canlı bir tanık olarak çeşitli TV programlarında dile getirmiştir.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun tasavvufî ilgisi sadece siyasi fayda beklentisi ile açıklanamayacak bir durumdur. 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında 5,5 yılı hücrede olmak üzere 7,5 yıl Mamak Cezaevi’nde kalan Muhsin Yazıcıoğlu, bu sürede dervişane bir tevekkülü hazmetmişti. Ülkücü mahkûmların “Medrese-i Yusufiye” olarak adlandırdığı cezaevinde okuduğu kitablara bakılırsa hemen fark edileceği üzere İslamî bilincini geliştirme çabası yanında tasavvufun teorisi ile olduğu kadar pratiği konusunda da epeyce kafa yorduğu anlaşılır. Bu yüzden son konuşmalarından birisinde kayda giren “İki saniye sonrasına garantimiz olmayan, bir saniyesine hâkim olamadığımız bir hayatta, fırıldak olmaya gerek yok!" sözlerinin tesadüfen söylenmiş olmayıp mutmain olmuş bir nefsi yansıtan bir ruh hali ile sarfedildiğini anlamak gereklidir.

Ankara’da 2004 yılında Selçuklu Vakfı’nda başladığım Divan-ı Hikmet Okumaları programını ilk oturumunda hazır bulunarak onurlandıran Muhsin Başkan’ımız, yaptığı veciz konuşması ile Hazret Sultan Yesevî’nin Türk tarihindeki önemine işaret ederken bu tasavvufî ilgisinin derinleşerek devam ettiğini de gösteriyordu.

Mürid Değil Muhib Olmak…

Şehadetinden yaklaşık bir yıl önce, (19 Şubat 2008 Salı günü) ziyaret ederek ile görüştüğüm Muhsin Yazıcıoğlu’na Türk tarihinde maneviyat önderleri ile devlet erkânının ilişkisi ekseninde kaleme aldığım İşaret Taşları kitabımı imzalarken konu tasavvufun Türk tarihindeki işlevine; Ak Şemseddin-Fatih örneğinde somutlaşan mürşid-lider ilişkisine geldi. Özellikle o sırada, yurtdışından bana ulaşan bir dost, Muhsin Yazıcıoğlu’nun bütün teşkilat mensubları ile birlikte dünya üzerinde ciddi bir mürid grubu bulunan bir tasavvuf önderine intisab edeceği bilgisini bana iletmiş ve bu önemli haberin doğru olup olmadığını kaynağından araştırmamı rica etmişti. Bu nedenle sohbetimiz sırasında haberin doğruluk derecesini de bizzat kendisine sormak istedim: “Bu topluca intisab haberi doğru mu ? Siyasi örgüt ile tarikat arasında böylesi bir organik ilişkiyi doğru bulur musunuz?”

Muhsin Yazıcıoğlu’nun verdiği cevabı, artık tarihe kaydedilmesi gereken bir anı olarak aynen nakletmek isterim: “Çeşitli vesileler ile ismi geçen tarikat mürşidi ile yurtdışında da, Türkiye’de de görüştüm. Sevdiğim saydığım bir Zat, bir Allah dostu olarak elini öptüğüm bir mürşiddir.Pek çok Allah dostu ile de görüştüğümü ve ellerini öptüğümü herkes bilir zaten… Mamak’tan çıktıktan sonra, ziyaret ettiğim bir Allah dostuna da intisabım olduğu hep söylendi; fakat ben bir tarikata mürid olmak anlamında hiçbir şeyhe intisab etmedim. Tarikata girmek için biat almadım. Muhib derseniz eyvallah…”Muhsin Yazıcıoğlu’nun bu sözleri benim için de sürpriz oldu. Çünkü bütün ülkücü camiada, -kimileri olumsuz bir içerik yükleyerek, fakat genellikle bir övgü olarak- Muhsin Yazıcıoğlu’nun ülkemizdeki önde gelen Nakşibendi cemaati liderlerinden Muhammed Raşid Erol’un (7) müridi olduğu konuşulurdu.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun şahsi durumunu izah eden bu açıklamasından daha da önemlisi siyaset-tarikat ilişkisi hakkında söyledikleri idi. Bu konuda yaşadığı tecrübeler ile vardığı kanaat şöyleydi:

Gerek tasavvuf ehli denebilecek cemaatler; gerekse diğer İslami eğilimli gruplar destek verdikleri siyasi lider ve organizasyondan somut beklentiler ile hareket ediyorlardı. Bu yüzden de hasbî değil hesabî davranıyorlar; bu ise sonuçta hayra hizmet anlamında hep hüsrana yol açsa da tavır değişmiyordu. Muhsin Yazıcıoğlu, siyaset ile iştigal eden herkesin çok dikkatle irdelemesi gereken tesbitlerle siyaset-tarikat ilişkisinin nasıl olması gerektiğini ise şu sözleriyle ifade etmişti:

“Siyaset-Tarikat İlişkisi ‘Laik’ Olmalıdır”

“Siyasetçiler tarikat çevrelerinin siyasi desteğinden ne derecede güç devşirir, genel olarak bilemem ancak; bizim parti açısından tarikatların-cemaatlerin sandığa yansıyan bir faydasını göremedik. Hep sırtımızı sıvazladılar; ‘aslansın-kaplansın’ dediler ama sıra oy vermeğe gelinde Ecevit’in DSP’sine kadar tüm siyasi partilere destek verdikleri oldu da herhangi bir seçimde; bizim herhangi bir adayımızı -bir kez olsun- açıktan desteklemediler…

Siyaset-tarikat ilişkisine gelince 15 yıllık siyasi tecrübemin bana kazandırdığı görüşe göre siyasetçi-mürşid ilişkisi –tırnak içerisinde- laik bir zeminde götürülmelidir. Yani meşhur tabiri ile tarikat siyasetin işine karışmamalı, siyaset de tarikatın işleyişine müdahale etmemelidir. Siyasetçi ile tarikat ehli arasında menfaat esasında geliştirilecek her ilişki zamanla hem tarikata hem de siyasete zarar verecek duruma gelmektedir. Bir parti örgütü içerinde yer alan cemaat mensubları bir süre sonra parti içinde parti gibi hareket etmeye başlıyorlar ve kendi inisiyatifleri dışında alınan her kararı adeta dinden çıkma gibi algılayıp etrafa da o şekilde yansıttıkları için inanılmaz derecede büyük ihtilaflara yol açıyorlar.Hiçbir kimsenin yapamayacağı bozgunculuğa yol açan tasavvuf ehli insanlar olabileceğini düşünemezdim ancak siyaset hayatımda gördüm maalesef…”

Muhsin Yazıcıoğlu, daha sonra bu bozgunculuk örneklerinden bazılarını isimlendirdi ise de aziz ruhaniyetini incitecek polemiklere konu edilmemesi için bu konuda isim vermek istemiyorum. Sadece ülkemizin dinî çevrelerinde iyi tanınan bir Nakşibendi mürşidi olan Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan’ı vefa duyguları ile gözleri dolarak, rahmet ve minnetle sohbetimiz sırasında da andığını -artık o da yine şüpheli bir kaza ile ahirete irtihal etmiş olduğu için- söyleyebilirim.

2011 Seçimlerinde Tarikat Çevrelerinin Tavrı

Bu yazımın tarihe ışık tutan yönleri kadar “Önümüzdeki seçimde ve sonrasında ülkemiz sosyal hayatında cemaatlerin, tarikatların ne yönde bir etkisi olacaktır? Ya da olmalıdır?”sorusu hakkında düşünmek isteyenler için de yararlı olacağını umarım. CHP Genel Başkanı olarak ilk seçimine giren Kemal Kılıçdaroğlu’nun kamuoyuna yansıyan söylemleri sırasında cemaat ve tarikat yapılanmalarının legalize edilerek sosyal fonksiyonlarının daha yasal bir çerçevede izlenmesi gereğine işaret etmesi, bu konunun önümüzdeki günlerde siyaset ortamında da tartışılacağına işaret ediyor. Sağ siyasi partilerin tamamının her seçim döneminde bazen tatsız talepleri ile yüzyüze geldikleri “tarikat gerçeği”ni ülkemizin sol siyaset çevrelerinin de “sosyal bir olgu” olarak fark etmiş olmasını olumlu bir gelişme olarak değerlendirmek mümkündür. Bu konunun öncelikle akademik düzeyde tartışılmasının Türk siyasetinin pratiğini daha rasyonel ve anlaşılır hale getireceği de şüphesizdir.

2011 seçim sonuçlarının şekillenmesinde ‘cemaat ve tarikat çevreleri ile ilintili oylar’ın ne kadar etkin olacağı nerede ise tamamen meçhul iken, bu oylara talib olan siyasi aktörlerin neler yapıp neler söyleyeceği önümüzdeki süreç boyunca ilgi ile izlenecektir.

---------------------------------------------------------

İletişim : Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

(1) Bice, Hayati; İki Alp-Eren: Satuk Buğra Han ve Muhsin Yazıcıoğlu, , 9 Nisan 2009;

http://www.haber10.com/makale/15127/

(2) ZAMAN gazetesinde Muhsin Yazıcıoğlu’nun 29 Ocak 1993 tarihinde kuracağı partinin kuruluş beyannamesinin İçişleri Bakanlığı’na verileceği haberi “Fetih Partisi kuruluyor” başlığı ile kayda girmişti.

(3) Bu satırlarımdan hiç kimse, Muhsin Yazıcıoğlu’nun insanüstü bir gayret ile partisini yıllarca –adeta tek başına- taşımasını ve özellikle 28 Şubat sürecinde sergilediği kahramanca direnç azmini küçümsediğimi çıkartmasın.

(4) Muhsin Yazıcıoğlu eğer siyasi temaslarını içeren günlük tuttu ise bu günlere dair aldığı notların günümüz için son derece aydınlatıcı unsurlar içerdiğinden eminim. “Ülkücü Hareket”in tarihini belgeleri ile 5 büyük cild halinde yayınlayan yazan değerli araştırmacı-yazar Hakkı Öznur’un o günlere ışık tutan –Büyük Birlik konulu- müstakil bir çalışmaya imza atmasını da dilerim.

(5) Bu konuda ABD büyükelçilik yetkililerinin sözkonusu cemaat ve lideri hakkındaki raporları Wikileaks belgeleri arasından seçilerek geçen günlerde Taraf gazetesi aracılığı ile kamuoyuna servis edildi. http://www.haber10.com/haber/235683/

(6) Sözkonusu cemaat önderinin Muhsin Yazıcıoğlu’na sözlü destek ötesinde bazı destekleri olduğu iddiaları da ortaya atılmış ise de bu iddialar “siyasi yıpratma amacına yönelik dedikodu”lardan öte gidememiştir.

(7) Menzil cemaati olarak bilinen dinî grubun önderi olan Muhammed Raşid Erol 1993 yılında vefat etti. Muhsin Yazıcıoğlu’nun Mamak Cezaevi’nden çıktıktan hemen sonra Adıyaman’ın Kahta ilçesi Menzil köyüne giderek bu Nakşibendi şeyhini ziyaret etmesi Muhsin Yazıcıoğlu’nun bu mürşide biat etmesi olarak anlaşılmıştı. Hatta Muhsin Başkan’ın vefatı sonrasında basına yansıyan bazı demeçlerde sözkonusu cemaatin önde gelenleri Yazıcıoğlu’nu cemaatin bağlısı, bir mürid olarak takdim ettiler. Ülkücü camiadan pek çok kişinin sözkonusu cemaate mensub olduğu ve bu cemaatten bazı kişilerin Muhsin Yazıcıoğlu’nun sağlığında BBP üst yönetiminde görev aldığı bilinir. Bu yöneticilerden bazıları daha sonra, Muhsin Başkan’ın sağlığında statü kaybederek yönetici pozisyonlarını yitirdiler.

(8) Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan’ın Muhsin Yazıcıoğlu ile siyasi olarak da yakınlaşmasında Refah Partisi ile aralarında ortaya çıkan soğukluk etkili olmuştur. Bu konuda Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan’ın tavrını açıklayan önemli bir yazısı için bakınız: “Bir Parti ve Biz”, İslam Dergisi, Temmuz-1990, Başyazı;

 

http://www.iskenderpasa.com/A25FF411-8956-4C62-B528-8824B72EB7DE.aspx

 
BBP BURSA ESKİ İL BAŞKANI TAHİR KAHVECİ'DEN AÇIKLAMA PDF Yazdır E-posta
Yazar nizamialem.org   
Çarşamba, 16 Mart 2011 16:15

 

Değerli Arkadaşlar,

 

Son günlerde BBP Bursa il teşkilatında yaşanan hadiseler hepimizi üzdü.Bu süreçte genel merkez ağırlıklı olmakla beraber bazı arkadaşlarla görüşmeler yaptık.Bazı arkadaşlarımızla hatta bazı ilçe başkanı düzeyinde olan arkadaşlarımızla görüşme yapamadık.Bunun için bu süreçte yaşanan bazı hadiseleri sizlerle paylaşmak istedim.Bu arada bazı toplantılarda veya bazı görüşmelerde sarf ettiğim cümlelerde vardır.Fakat dedikodunun ve fitnenin kol gezdiği bir ortamda lafa laf katanların çok olacağını düşünerek benimle ilgili duyduğunuz bir konuyu benimle paylaşmanızı talep ediyorum.Ben ne söylediysem onu söyledim derim,söylemediğim sözünde bana atfedilmesinden hiç hoşlanmam.

Bu son yaşanan hadise gerekçe ne gösterilirse gösterilsin kabul edilir hiçbir tarafı yoktur. Bütün arkadaşlarımızın bu yaşanan yanlış karşısında dik durmasını,yanlışa karşı durmasını beklerdim.Ama maalesef bazıları bu süreçten kendi açımdan kişiliğinden yemiştir.

Ben her zaman yanlışla mücadele ettiğimi bir kez daha hatırlatarak;bazı yanlışlarda nasıl tavırlar sergilediğimi hatırlatmak istiyorum.

 Şubat 2010 Tarihinde yani bir yıl önce yapılan il başkanları toplantısında gündem Kasım 2010 da yapılacak olan olağan kongrenin süresinin bir yıl uzatılması tartışılıyordu.Ben kongrenin süresinin uzatılmasının yanlış olacağını ve bu teşkilatlarda rahatsızlık yaratacağını ifade ettim.(Sonraki süreç maalesef beni haklı çıkardı.Keşke çıkarmasaydı.BBP Genel Merkezi kendi koltuğundan başka bir şey düşünmediği için bir adım sonrasını göremedi.)

Sonra kongre bir yıl uzatıldı.Kongre yapılsın diyenlere de tüzük size hak veriyor bulun 221 imzayı kongre yapılsın dendi.Sonrasında kongrede aday olmayı düşünen Sn.Yavuz Ağıralioğlu imza toplama sürecine girdi.Bu süreçte doğru olduğuna inandığı çerçevede imzamı attım.

İmzaların genel merkez tarafından baskı kullanılarak geri çektirilmesi,noter kanalıyla istemesi(önceden istemeyecekti),teşkilatların imza verenler vermeyenler diye ikiye bölmesi hatta arkadaşlarımız arasında veren-vermeyen,geri çeken-çekmeyen gibi bölünmelerin yaşandığı bir ortama hep beraber şahit olduk.Bu ortamda da hem genel merkez hem de arkadaşlarımızla görüşmemiz neticesinde gidişatı iyi bir gidişat olmadığını ve sürecin seçimlere giderken partimize zarar vereceğine karar verdik.Kongre talebinin durdurulmasını,notere ve mahkemeye gidilmemesi gerektiğini söyledim.Bu anlamda da ne kadar tesir ederim bilinmez ama elimden geleni yapacağımı ve seçim öncesi birlik beraberlik sağlamak için azami gayret göstereceğimi ifade ettim.

Her şey yolunda giderken,birlik beraberlik içerisinde seçime hazırlanırken 5-6 ay öncesinde bir telefon görüşmesinde iki kişinin birbirleri arasındaki  görüşmeleri bahane ederek Bursa teşkilatını darmadağınık etmek akılla izah edilecek hiçbir tarafı yoktur.(Telefon görüşmeleri içerisinde hakaret diye nitelendirilen sözlerin çok daha ağırını genel merkezdekilerin kullandığını da ben kulaklarımla duydum).Bu büyük bir yanlıştır ve ben bu yanlışın karşısında durduğumu bir kez daha ifade ediyorum.

Şimdi soruyorum;seçim öncesi kongre yapmayalım enerjimizi seçimlere harcayalım diyenler seçim öncesinde neden teşkilatları karıştırıyorlar.

Yine kongre zamanında yapılması talebimiz zamanında,bu genel merkez bir seçimi görmek hakkıdır.Bir seçime girsinler ondan sonra bakalım diyenlere soruyorum bu il teşkilatı seçimi görme hakkı yokmuydu.1996 Yılından beri yönetici olduğum Osmangazi,Nilüfer ilçe başkanlıkları yaptığım,2005 yılından beri de il başkanlığı yaptığım partimden aday olmak hakkım değimliydi.Diyeceksiniz ki aday ol.Üyeliğimi düşürme amacında olan bir parti yönetimiyle beraber nasıl seçim çalışması yaparım.Yine;"böyle bir karar almayın Bursa teşkilatı darmadağınık olur,böyle darmadağınık olan teşkilatta aday olmam" diye uyarılarım karşısında umursamaz tavırlar takınanlarla nasıl seçim çalışması yapılır.

Şu gerekçe ise akıllara ziyan.Bunun seninle ilgisi yok,Sen neden üzerine alınıyorsun, diyorlar.

Benim için yanlışın bana veya bir başkasına yapılmasının bir önemi yoktur.Yanlış yanlıştır. Bütün bu olan hadiseler karşısında birlik beraberlik sağlanması adına çözümler sunarken bu çözümleri hiçbir şekilde dikkate almayan,aymazlık yapan bir yönetim anlayışıyla nasıl bir seçim çalışması yapılabilir.

Bu arada fesih kararından sonra görevden alınan Bursa teşkilatlarının bir açıklaması var.Şunu belirtmeliyim ki o açıklama metninin hazırlanmasında hiçbir katkım yoktur.İyi ki de yoktur.Çünkü ben çok daha ağır cümleler kurardım.Neymiş bir birimizin yüzüne bakacakmışız böyle ağır cümleler kurmamak lazımmış.Birbirimizin yüzüne bakma zorunluluğumuz yok bir kere onu belirteyim.İkincisi birbirimizin yüzüne bakacağımızı düşünen insanlar böyle hareket etmezdi.Bursa ve Bursa öncesi bazı teşkilatlarda yapılan bu fesih işlemleri BBP Genel Merkezinin teşkilatlara darbe uygulamasıdır.Namlusunu teşkilatlarına çeviren Genel Merkezi tanımam ben. 

Ayrıca bana daha önceleri sen CHP de olsan çoktan görevden alınırdın diyen bir genel merkez yöneticisine o zaman cevabım burası CHP değil burası BBP demiştim.(Gerçi son surat BBP 'yi CHP'lileştirilmeye devam ediyor o da işin ayrı boyutu).Hatta CHP bile bunlardan daha ahlaklı davrandı.En azından CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,partide yeri kesin olan Deniz Baykal'dır dedi ve Antalya listesini de onun yapmasını isteyeceğim dedi.Ya biizmkiler!!!!

Burası Muhsin Yazıcıoğlu'nun arkadaşlarının partisi.Biz ülkede darbe yapılırsa nasıl tankın üstüne çıkarız demişsek,genel merkezin teşkilatlarına yaptığı darbe karşısında genel merkeze karşı aynı tavrı gösteriyorum.

Telefonlar ayrı sokakta görenler ayrı diyor.BBP’de böyleyse gerisine ne demeli.Partiyi en zor günlerinde sırtında taşıyacaksın sonra elinde güç olanlar bir imzayla hepsini silecek.

Bu arada medyada çıkanların büyük bir kısmı köşe yazarlarının yorumudur.Hatta telefon görüşmelerimizde ifade ettikleri bazı cümleleri de ben yazdırmadım.Bunları sakın yazmayın dedim.

Bu köşe yazarlarından söz açılmışken,bazı köşe yazarları BBP Genel Merkezi Bursa’da ayağına sıktı diye yazmış.Esasında ayağına değil beynine sıktı.Yoğun bakım ünitesinde.Bundan sonra kurtulması da yine Genel Merkezin elinde.Ya kurtarır ya da fişi çeker.Geriye ise organların bağışlanması kalır.

Bursa'da en son 29 Mart yerel seçimlerde olan bir hadiseyi paylaşıp sonra da 12 Haziran'daki seçimlerde ne olacağına dair düşünelim. 29 Mart yerel seçimlerine hazırlanırken Bursa'yı ilçe ilçe paylaşmıştık.Orhaneli,Harmancık,Büyükorhan ve Keles'i MKYK üyesi Ekrem ALfatlı almıştı.Son güne kadar hep sordum ilçelerin durumu nedir?O ilçelerden yerinden aday gösteriliyor mu diye.Ekrem Alfatlı'nın cevabı benKeles’i MKYK üyesi Ekrem Alfatlı almıştı. Son güne kadar sordum ilçelerin durumu nedir diye.Çünkü strateji bütün ilçelerden il genel meclisi listelerini tam vermek ve yerinde aday göstermekti.Ekrem Alfatlı’nın cevabı ben hallediyorum.Listeler verildiğinde bir baktık ki;bir ilçeye dayısını yazmış,bir ilçeye kardeşini,bir ilçeye çalışanının bir ilçeye de aslen o ilçeden olan ama Bursa’da şehir merkezinde ikamet eden partimizin bir üyesini yazmış.Sonuç;29 Mart yerel seçimlerinde il genel meclisi oylarında en az oyu artırdığımız ilçede 5 kat artırmışız ama Orhaneli,Harmancık,Büyükorhan,Keles ilçelerinin hepsinde bir önceki il genel meclisi oylarına göre oy kaybetmişiz.

12 Haziran milletvekilliği seçimleri için listelerin 11 Nisan’da verileceğini düşünürsek neler olacak bekleyip göreceğiz.Ya 12 Haziran’daki sonuç!!!  Onu da bekleyip göreceğiz.

Bekleyip göreceğiz de yıllardır emeklerimize yazık oluyor ona üzülüyorum.

 

TAHİR KAHVECİ

BBP BURSA ESKİ İL BAŞKANI

 

 

 
Yavuz Ağıralioğlu'ndan Kontenjan Söylentilerine Dair Sert Açıklama... PDF Yazdır E-posta
Yazar Fahri BOZGEYİK   
Pazar, 20 Şubat 2011 22:12

 

 

 

 

- Türk Siyasetinde sayısal olarak mütevazı bir yeri olan BBP, seçime az zaman kala neler yapıyor?

Devamını oku...
 
YALÇIN TOPÇU: "Seçim barajını aşmak için görüş farkı olan herkesle görüşeceğiz" PDF Yazdır E-posta
Yazar Yönetici   
Cumartesi, 02 Ekim 2010 14:17

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“SEÇİM BARAJINI AŞMAK İÇİN GÖRÜŞ FARKI OLAN HERKESLE GÖRÜŞECEĞİZ.”

          Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Genel Merkezi'nde basın mensuplarının sorularını cevaplayan Yalçın Topçu, seçim barajını aşmak için farklı siyasi görüşlere mensup herkesle görüşebileceklerini belirtti.

          Yalçın Topçu, Saadet Partisi eski Genel Başkanı Numan Kurtulmuş’un istifasına çok üzüldüğünü, kendisi ile henüz görüşmediğini ancak görüşeceğini belirterek,  seçim barajını aşmak için görüş farkı olan herkesle görüşeceklerini açıkladı.

 

“SÜMELA VE AKDAMAR KİLİSELERİNDE YAPILAN AYİNLERİ MEMNUNİYETLE KARŞILADIK.”

          MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Ani Harabe'lerinde Cuma namazı kılması ile ilgili soruya ise Topçu, bu adımın diğer yerler için de örnek olmasını istedi. Sümela ve Akdamar Kiliselerinde yapılan ayinleri memnuniyetle karşıladıklarını dile getiren Topçu, kendilerinin de Ayasofya Müzesi'nde Kurban Bayramı Namazı kılmak istediklerini sözlerine ekledi.


“CUMHURBAŞKANI’NIN AÇIKLAMALARINA ÜZÜLDÜM.”

          Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)'nin yeni yasama yılının açılışında yaptığı konuşmayı üzülerek izlediğini belirtti. Kendisinin iki yeğeni bulunduğunu adlarının Fatih ve Mustafa olduğunu ifade eden BBP Genel Başkanı Topçu, "Cumhurbaşkanı Fatih ve Mustafa'yı sorun kıldı. Bunu kabul etmiyorum." şeklinde konuştu. Bu söylemin Kandil'in söylemi olduğunu iddia eden Topçu, herkesin sorunu olduğunu ancak kardeşlerin birbirlerine sorun olmayacağını ifadelerine ekledi.

(CİHAN)

   
 
BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ’NDE YÜKSEK İSTİŞARE KURULU DEVREYE GİRDİ! PDF Yazdır E-posta
Yazar Yönetici   
Salı, 28 Eylül 2010 17:34



 

BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ’NDE YÜKSEK İSTİŞARE KURULU DEVREYE GİRDİ!
Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 - 6