Pazartesi, 21 May 2012
 
 

Arama

En Son Yorumlar

Kardeş Siteler

Yavuz Ağıralioğlu
Tacettin Dergahı
Haber Hilal
Kırk Ambar
Birlik Sağlık-Sen
Birlik Eğitim-Sen
boş
Diğer Kardeş Siteler İçin Tıklayın

Anketler

Muhteşem Yüzyıl dizisi için ne düşünüyorsunuz?
 

Tarihler.. ve 4 Temmuz ‘çuvallaması’ üzerine bir hatırlatma denemesi… PDF Yazdır E-posta
Okunma Sayısı: 794
Cuma, 03 Temmuz 2009 23:01

 

“Hayır! Şark’ın o hodgâm olmayan Mecnûn- nâ-kâmın,

Bütün dünyâda bir Leylâ’sı var: Âtisi İslâm’ın.

Gel ey Leylâ, gel ey candan yakın cânan, uzaklaşma!

Senin derdinle canlardan geçen Mecnûn’la uğraşma!

Kimin boynundadır serden geçip berdâr olan canlar?

Kimin uğrundadır, Leylâ, o makteller, o zindanlar?

Helâl olsun o kurbanlar, o kanlar, tek sen Leylâ,

Görün bir kerecik, ye’s etmeden Mecnûn’u istîlâ.

Cemâ’atler kölendir. Kâ’be’ler haclen.. Gel ey Leylâ;

Gel ey candan yakın cânan ki gaiblerdesin, hâlâ!

Bu nâzın elverir, Leylâ, in artık in ki bâlâdan,

Müebbed bir bahâr insin şu yanmış yurda, Mevlâ’dan..”

                                                (Mehmet Âkif ERSOY; Nisan 1922)

 

 

 

Tarihler.. ve 4 Temmuz ‘çuvallaması’ üzerine bir hatırlatma denemesi…

Mene.. Tekel.. Peres…(*)

Târih dediğimiz şey her ne kadar ilköğretim kitaplarında anlatıldığı gibi sâdece gün, ay ve yıllardan oluşmasa da, bâzı “ânlar” vardır ki o ânlara dair sâdece basit bir rakamın bile çok “derin” anlamları vardır.

Mesela 12 Eylül…Ya da sâdece “Eylül”...

“Eylül” bize trajedilerimizin en can yakıcısını hatırlatır, gencecik bedenlerin toprakla hasbihâlidir Eylül. Türkiye’yi paylaşamayanların aynı hücreleri paylaşmasıdır, bâkiyesi hüzün ve mağlubiyet ama daha çok “unutmak”tır, kelimelerin boğazında düğümlenmesi ve o günlere dair ne varsa hatırlamak istememektir Eylül.

20 Ocak 1990: Azerbaycan’ı ve “Ağlayan Karanfiller”i ve paletlerin altındaki “Can”ları hatırlatır bize…

8 Kasım 1993: Mostar’ın yıkılışını ve Bosna’yı ve Bilge Kral Aliya’yı ve çağdaş Jenosit’i…

21 Nisan 1996: Çeçenistan’ı ve Grozni’yi ve öldüğüne aylarca inanamadığımız Dudayev’i…

17 Ağustos 1999: Ölümün en ucuzunun nasıl olabileceğini yaşadığımız târihi..

25 Mart 2009: Muhsin Başkan’ı kaybedişimizin tarihi ve burada sayamadığım daha nice “trajik rakamlar” vardır hâfızalarımızda…

 

 

 

4 Temmuz 2003

Sahi neyi hatırlıyoruz bu tarihe dair? , “Polat’a yazdığımız mektup”la alınan “intikam” dışında?

4 Temmuz 2003’te ne olduğunu “Kurtlar Vadisi Irak” filmine kadar kaçımız hatırlıyordu? Film hakkında dağlar-taşlar-uçan kuşlar yorum yaparken, susma hakkını kullanarak “derin” bir sessizliğe gömülenler için nedir şu “4 Temmuz”?

90’lı yıllardaki suikastlerle başlayan ve Şemdinli’yle sürdüğü anlaşılan kaosa kurulu düzeneğin “çelik çekirdek kadroyu hizaya getirme” operasyonu mudur? Irak’ın kuzeyini “Kuzey Irak”a dönüştüren “Kurt Amca”nın altüst ettiği “Kırmızı Çizgi”lerin koordinatlarını revize etmesi veya altmış bin Amerikan askerini “misafir” etmemizin istendiği “Tezkere”nin intikamı mıdır? Yoksa evlerde annelerimize yaptırdığımız pastaları okula götürüp “Yerli Malı Haftası” kutlamamızdaki “psikolojik” hesaplar da var mıydı “çuval”lamamızda?

Kuşkusuz yapılan taktik hesapların “denge” kurmaya yönelik yönü ihmal edilemez. Ancak çok uzaklara gitmeden “Eylül”ün akabinde yaşadığımız trajedileri irdelersek karşı karşıya olduğumuz şeyin büyük ölçüde, “Psikolojik Savaş” ve devamında “Umut Sorunu” olduğu görülebilir. Bir şekilde “iktidar”ın bir yerinden tutan ve “biz”den olduğunu düşündüğümüz kişilerin, varlık sebebi olan değerleri hırpalamanın “devletin gerçekleri” olduğu söylendiği bir konjonktürde “yetkili” kişi olarak imzâ atmaya zorlanmasının arkasında başka hangi neden olabilir? Birileri bize acaba uğruna hayatların fedâ edildiği “kutsallarımız”a iyi-kötü sahip çıkan kişilerin ellerinde “sihirli değnek” olmadığını mı göstermek istiyor; hani “târihin sonu” dedikleri gibi... AB’ye üyelik sürecinde herkesin diline doladığı “Bizi ancak Avrupa adam eder…AB’ye bu kafayla almazlar..ABD zihnimizi bile kontrol ediyor…” gibi bizi hiç bir şey yapmamaya çağıran hezeyanların başka ne anlamı olabilir?

4 Temmuz tarihi işte bu “psikoloji”yle okunmalı ve “not edilmeli”dir. Birkaç ara dönem hariç neredeyse üç yüz yıldır süren sahipsizliğimizi ve millî reflekslerimizin iğdiş edilmesine seyirci kalan statükoculuk noktasında “devletsizliğimizi” yeniden yüzümüze vurmanın adıdır ve en âdicesidir 4 Temmuz. İşte bu “yitik millî irâde”nin olmayışıdır ki suskunluğu şiar edinmeyi “devlet adamlığı” görenlerin ya da tersinden bir kolaycılıkla “tribünlere oynayanlar”ın getirdiği çözümsüzlük bu topraklarda bin yıllık bir devlet geleneği olan millete, tek meziyeti dürüstlük ve iyi silah kullanmak olan gariban bir oto tamircisinin “Deli Yürek” olmasını heyecanla izlettirmiş ya da sonradan kendisi de tasfiye edilecek olan “Derin Adam Aslan Bey”in kimseciklere haber vermeden oligarşinin baronunun çocuğunu kaçırıp devşirerek yeni bir kader çizdiği ve “Yusuf’a” göre biraz daha işinin ehli olan ama bildik “denge hesaplarını-devletin gerçeklerini” mâhirce kullanıp yine de kendi bildiğini yapan –hatta “Tanrıcılık” bile oynayan- “Polat”ı idolleştirip ve sanki sahipsizliğimizin verdiği ezikliği bu şekilde gidermenin sahte mutluluğunu yaşatmıştır.

Peki bu durumdan “millet” mi sorumlu yoksa hayalî kahramanlarla “gaz aldığı” iddia edilen film karakterleri mi? Ne sanal kahramanları izleyip “bize sahip çıkanlar da varmış” gibi hayallerle yatıp kalkan milletin ve ne de gerçeklerle bizleri yüzleştiren film yapımcılarının kabahati yok. Kaldı ki bu filmlerin zihnî algoritmasına “resmî” olarak yapılan katkıların arka planında da bir ânlamda “suçluluk duygusu”nun olduğu da çok açık görülebilir: Her ne kadar küresel güçlerin kuşatmasına karşı bir şey yapmıyormuş gibi gözüksek de, gizli görevlerde ‘bu memleketin ekmeğini yiyip kurşun atanlara, günü gelince kurşunu yediren’ yiğitlerimiz, rezervimizde ‘sonunu düşünmeyen kahramanlar’ımız da var, biraz daha sabır… demeye gelen atraksiyonların başka ne anlamı vardır ki? Bu noktada asıl sorgulanması gereken, etkili ve yetkili kişilerin artık devlet geleneği haline getirdikleri statükoyu muhafazaya endeksli “işbirlikçiliğin” ne kadar süreceği ve bu kadar “sahipsiz” bırakılmışlığa ve azınlık psikolojisiyle ezilmeye daha ne kadar “sabredeceğimiz”dir.

Bu millet aklın ve sağduyunun olduğu gibi bugün artık “maceracılık” diye küçümsenen onurlu ve başı dik duruşun “yapılabilirliğini” bize gösteren Mustafa Kemal’in, Karabekir’in, Enver’in, Âkif’in ve daha nicelerinin önderliğinde hem teenniyi ve sabrı hem de direnmeyi ve “savaşmayı” bilmiştir. Nisan 1922’de Âkif’e “Leylâ”ya şiir yazdıran neyse “4 Temmuz”da odur ve bu topraklara ölüm getirenler “geldikleri gibi gidecekler”dir…

 

(*) Mene: Allah senin krallığını saydı ve sona erdirdi. Tekel: Terazide tartıldın ve eksik bulundun.

Peres: Ülken bölündü ve Medlere ve Farslara verildi…(Tevrat, Danyal, V, 25)

 

Yorumlar
Yeni Ekle Ara
ibrahim   |2009-07-06 22:56:22
hic bir zaman unutmadim !
mesut kasap  - mene tekel peres- müjdeli 1432   |2009-07-05 20:48:45
helal olsun o kurbanlar o kanlar. candan yakın canan artık gaiblerde
değil.müebbed baharın müjdecisi cemreler toprağa düştü
artık.asırlardır bu coğrafyada bedel ödeyen asil milletin,türk islam
medeniyetinin yeniden inşasına harç taşıyan soylu erlerin
mücadelesi,yeryüzünün bütün şer komitelerine rağmen zaferle
sonuçlanacak.
umuro  - Çuval Olayı   |2009-07-04 07:34:55
Türk Milleti'ne ve Ordusuna yapılan bu kadar ağır bir olay daha yoktur
yakın tarihimizde bu sebeple bu olayı unutmak veya üzerini kapatmak çok
zordur.Ne kadar unuttuk deselerde bizim her zaman içimizde cız
edecektir.Etmelidir de bu coğrafyada bize yapılan bu olayı unutma mi,lletim
unutturma......

Dostunu düşmanını gör ona göre tedbir al.Dost müttefik
dediğimiz devletlerden insanlardan gördüğümüz hainlikleri biz düşmandan
görmedik tarih boyunca bu sebeple iyi görmeli ve ona göre davranmalıyız.
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."