|

“Hayır! Şark’ın o hodgâm olmayan Mecnûn- nâ-kâmın,
Bütün dünyâda bir Leylâ’sı var: Âtisi İslâm’ın.
Gel ey Leylâ, gel ey candan yakın cânan, uzaklaşma!
Senin derdinle canlardan geçen Mecnûn’la uğraşma!
Kimin boynundadır serden geçip berdâr olan canlar?
Kimin uğrundadır, Leylâ, o makteller, o zindanlar?
Helâl olsun o kurbanlar, o kanlar, tek sen Leylâ,
Görün bir kerecik, ye’s etmeden Mecnûn’u istîlâ.
Cemâ’atler kölendir. Kâ’be’ler haclen.. Gel ey Leylâ;
Gel ey candan yakın cânan ki gaiblerdesin, hâlâ!
Bu nâzın elverir, Leylâ, in artık in ki bâlâdan,
Müebbed bir bahâr insin şu yanmış yurda, Mevlâ’dan..”
(Mehmet Âkif ERSOY; Nisan 1922)
Tarihler.. ve 4 Temmuz ‘çuvallaması’ üzerine bir hatırlatma denemesi…
Mene.. Tekel.. Peres…(*)
Târih dediğimiz şey her ne kadar ilköğretim kitaplarında anlatıldığı gibi sâdece gün, ay ve yıllardan oluşmasa da, bâzı “ânlar” vardır ki o ânlara dair sâdece basit bir rakamın bile çok “derin” anlamları vardır.
Mesela 12 Eylül…Ya da sâdece “Eylül”...
|